10 Kasım 2010 Çarşamba

Hem zevkli, hem bereketli: 7 Kasım 2010


Doğrusu bu avı yazmaya pek niyetim yoktu. Hızlı bir gündü, rüzgar gibi geçti, diye düşünüyordum, biraz karmaşık, biraz anlaşılmazdı yaşarken. Sonra baktım dönüp dolaşıp avdan anlar aklıma düşüyor, soranlar eğleniyor, baktım genel hatları da aklımda, bunu yazmayıp neyi yazacağım dedim...

Benim bu sezon ilk avım. Öyle denk geldi işte. Besmelemizi çektik, çıktık ekibin peşinden dağa. Ekibin belli bir gündemi vardı en baştan: Afyonlunun üstündeki iri tek. Daha önce izleri görülmüş, göze kestirilmiş. Adadan Umut ve Seko, burdan Güngör ve köpekleri Hera, Arap, Çakır, Serkan ve iki eniği, İzzet ve bir Çakır ve bir enik, Levent, Mustafa abi, Musa, ben.

Afyonlunun üstüne köpek salmak üzere sürekçiler kalırken biz epey bir ekip, ilerdeki dereye çıktık. Daha önce hep altındaki yolu kestiğimiz, eşekli amcaların çıkıp indiğini izlediğimiz dere. Zeytinlerin arasında, dere tepe üstünde, ormanın bitişinde dizildik bir güzel, ta tepeye kadar. Bekle bekle, ses yok. Bekle bekle, az bir cayırtı geldi, döndü. Herhalde başka bir şeye verilmiş ses bu, çünkü az sonra yukarda sürekçilerle öneze toplandı, köpekler çağrıldı, toparlanıldı: Azılı tebdil-i mekan eylemiş anlaşılan!

Dereden indik, Zübeyde’ye doğru giderken duyduk ki bir domuz az evvel Zübeyde’ye girerken görülmüş. Domuzun şanssız günü! Günün pazar olduğunu, yakında bizim domuz aradığımızı nerden bilsin hayvamcağız... Zübeyde kolay, Zübeyde net: Dik şerit baştan aşağı kesilecek, o kadar.

Ben ekibin cinsiyetten dolayı torpilli üyesi olarak şeridin en alt noktasını kaptım. Bir sürü büyük domuzun esas vurulduğu yer büyük kaya ama o kayaya çıkmak ya da yukardan inmek, sonra geri çıkmak herkesin harcı değil! Ancak Güngör gibi, domuz görünce / duyunca kendini kaybedenler gönüllü olabiliyor. Yine de domuzun ana patikası orası olduğundan birileri dizildi. Yukarı düzlüğe, bele (benim daha önce kaç defa beklediğim yere) de Umut durmuş.

Köpekler de domuzu bir tur attırıp doğru Umut’un kucağına getirmiş! Domuz tek kurşunu boynundan alıp böğrünün üstüne takla. Tabii biz şeridin dibindeki, telsizi ve telefonu çekmeyenler olarak elimiz böğrümüzde bekliyoruz. Neyse ki av burda bitmiyor: Köpekler yeni bir domuz bulup kısa süre sonra tekrar kovguna başlıyor. Orda mı, burda mı derken, tekrar Afyonlu tarafına gidiyorlar. Biz de yerimizden kalkıp o tarafa gitmeye hazırlanırken bir baktık köpekler çağrılmaya başlanmış.

Köpeklerin epey bir kısmı toparlandıktan sonra, daha doğrusu arada beklerken, bir Çakır sesleri geliyor gibiydi. Hiç ihtimal vermedik ama kovuyor gibiydi sanki... Seslenip dururken sonunda net bir şekilde ses geldi, az evvel durduğumuz şerit dibinden: Yukarda köpek çağrılırken, aşağıda Çakır domuz kovuyor! Anlaşılan öteki köpeklerle gitmemiş, ilk domuz vurulduktan sonra bu yakada bir domuz bulmuş, kimse o tarafla ilgilenmezken kendi kendine kovup dururmuş.

Hepimiz tüfekleri kapmışken kovguna destek olsun diye Serkan heyecanlı eniğini saldı, az sonra da Çakır nihayet bırakıp gelmez mi! Tüm öteki köpekleri toplamak için bir saattir uğraşan Güngör bir araba laf etmez mi! Neyse, ekibin büyük kısmı Sinan Dede’ye deplase oldu, kalan köpekçiler köpeklerini topladı ve avın en sevdiğimiz kısımlarından yemek faslı başladı. Saat olmuş 1, herkes aç ama mutlu. Sucuklar şişlendi, Koca Kasap’ın sucuğu tam not aldı, Umut’un lüks kumanyaları, üçü bir aradaları takdir edildi, yeni mahsul kırma zeytine ekmekler banıldı, çayımız kapkara çaydanlığımızda demlendi... Özlediğimiz güzellikler! Hem Sinan Dede mahallini Belevi Belediyesi sahiplenmiş, banklar, bildiğimiz musluklar, çöp kutuları falan konarak ihya olmuş mekan.

2. av: Belevi tepesi

Karnımız da doyduktan sonraki hedef, Belevi tepesi. Orayı da ayrı seviyoruz, hem garanti domuz oluyor, hem de tepeden, kayalardan hemen tüm öneze naklen yayın izleyebiliyor kovgunu, hatta başkasına çıkan domuzu. Domuzun patikasını bilmediğim (ya da bulamayacağım) iddiası üzerine arkadaşları arkama dizerek öneze oluşturacağımız hatta götürdüm, neyse ki yüzüm kara çıkmadan. Hepimiz usulünce dizildikten sonra İzzet’le Serkan aşağı orman kenarından içeri saldılar köpekleri.

Köpekler esas umutlu olduğumuz parçaları ses vermeden pas geçtiler. Hemen altımızda Hera ani bir heyecan gösterdi: Dedik ya tilki, ya tavşandır... Biraz öteki köpekleri de galeyana getirdikten sonra, biz yine de takip edelim ne olur ne olmaz dedikten sonra, hemen hizamızdaki bir çalıdan fırladı bir domuz! Domuzmuş, domuzmuş diye zıplamaya başladık kayanın üstünde ama bize bir daha gözükmedi kızıl yeleli domuz, fırladı dosdoğru yukarıya.

Meğer doğrudan yolun üstünde bekleyen Mustafa abinin kucağına atlamış: Tek sıkı sesi gelince anlaşıldı. Ve önezeyi dizenlerin tecrübelerine saygı göstermemiz gerektiği de bir kez daha anlaşıldı. Bu yol üstü nokta, benim de birçok arkadaş gibi burun kıvırıp, hayatta burda durmam dediğim bir yerdi çünkü! Demek dizilen önezenin her noktasının ayrı ayrı şansı varmış – bizim bu avı öğrenmemiz bitmiyor...

Domuz vurulunca, hem de pek doğru ve düzgün bir şekilde, hiç vakit kaybetmeden, Güngör dedi ki, önezeyi bozmayalım, köpekler domuzdan hıncını alınca tekrar öteki tarafa salayım... O bunu anons edip yukarı köpek toparlamaya çıktı, çıkmasıyla tepenin Belevi’ne bakan yüzünde, daha doğrusu önezenin hemen Belevi’ne bakan yanında, Çakırcığım bir güzel sarmaya başladı mı! Vaf, vafvaf, vaf, vafvaf. “Duyuyorum duyuyorum tamam, salıyorum öteki köpekleri!”

Az altımda sıralanan Umutlar, Sekolar ne halde bilmiyorum ama bende heyecan dorukta. 20-30 metre altımda Çakır emin bir sesle sarıyor, yukardan öteki köpekler geliyor, gelmeleriyle domuzun kalkışını canlı yayın duyuyorum: Bir şaldırtı, homurtu, köpeklerin şöyle bir kaçışması. Ardından başlıyor kovgun. Belevi’ne bakan yüzde ileri geri, yukarı aşağı, Levent’le işaretleşip duruyoruz sana çıktı, araya çıkacak diye, kaç defa hemen önümüzden döndü... ve gitti doğuya bakan burnu dönüp yok oldu!

Güngör –daha önce geri döner, buralara çıkar diye dememiş- nihayet arabaya atlayıp arka tarafa gidelim dediğinde biraz geç olmuştu. Esas uygun noktaları geçmişler, basıp gidiyorlar. Yolda köpekler önümüzden geçti, sonra bir arayola girdik, hemen ardımızdan gelip zeytinlikten geçtiler: Belki 1 dakika rötarlı kaldık yani. Neticede alıp başlarını gittiler, ses de gelmez oldu, beklemeye koyulduk.


3. av: Yayılan iri tekler

Birer ikişer köpekler geri gelmeye başladığında nerdeyse radarla karşı karşıyaydık. Onları toparlar, gelmeyenlere çığırırken Umut’tan akıl almaz bir anons geldi: Önlerinde üç büyük domuz yayılmaya başlamış! Hepsi mi büyük, nasıl olur, daha hava bile kararmadı, nasıl yayılır bunlar, derken, bekleyin dedik, geliyoruz... Dere tepe uçarak Belevi tepesine geri ulaştığımızda meğer ateş komutu verilmiş bile, elbette domuzları dağıtmaktan başka işe yaramamış bu.

Biraz polemikten sonra hemen altımızdaki parçada olduklarına kanaat getirdik ve köpekleri saldık ama herkes bir yandan gülmekten hal oldu: Hava kararmamış, sabahtan beri bölgede köpekler, sıkı sesleri, arabalar dolu, bu domuzlarınki ne cesarettir böyle yayılmaya çıkacak! Gözler ancak seçiyor karaltıları, ateş etmeden iyi bir süzmek lazım köpekleri kurban etmemek için.

Derken köpekler fazla geçmeden cayır cayır kovmaya başladı, herkes gözleri kısarak koşturup yerler kaptı, domuz Umut’un altına kadar gelip pusmuşken kovgunda bir dağılma, köpekler karıştı, ve öteki tarafta bir yaygara başladı. Başlamasıyla bir kurşun sesi gelip bitmesi bir oldu: Domuz bir kez daha Güngör’ün kurşununa rast gelmiş! Sakat ayağına aldırmadan, bastığı yeri bile görmeden ormana dalan, Hera’nın ilk domuz pustuktan sonra bir anda öteki tarafta bulduğu azılıyı anlayıp yolunu kesen, alacakaranlıkta belinden tek kurşunla yere çökerten kazandı tabii...

Sonrası, iyilik güzellik işte. Düşe kalka, kuşkonmazlara deline yırtıla önce domuzun yanına gittik, biraz köpeklerle birlikte debelenmesine, aşağı yuvarlanmasına izin verildi, sonra bana verilen son kurşunu sıkma görevini icra ettim. 110-120 kilo olarak tahmin edilen tostoparlak yakışıklı domuz koca azılarından tutulup açık alana çekilirken ve müthiş fotoğraflara konu olurken, tüm ekip bir kez daha herkesin domuz gördüğü, bir çoğumuzun kurşun harcadığı bir avı bitirmenin mutluluğunu yaşıyordu.